Size bugün ilginç bir haber vermek istiyorum. Yıllardan beri üzerinde çalıştığım bir aleti sonunda kullanılır hale getirebildim. Aslında aletin kendisi karmaşık ve çok sofistike ama, kullanma mekanizması oldukça basit. Elektronik bir alet. Bir sigara paketi büyüklüğünde. Pantolon veya gömlek cebinize kolaylıkla sığıyor. On-off düğmesi var. Ayrıca denemek istediğiniz yaşam tarzlarını deneyimlemenizi sağlayacak çok seçenekli bir düğmesi var. Onun yanında bu deneyimin şiddetini veya yoğunluğunu ayarladığınız bir düğme daha var. Aletin bir kenarında radyolarda kullanılan kulaklıkların girdiği bir delik ve o deliğe uyan bir adaptör aracılığı ile aletle temas halinde olan bir kulaklık ve kalın ve iri bir gözlük var.
Önce aleti ayarlıyorsunuz. Hangi yaşam türünü deneyimlemek istiyorsanız, düğmeyi onun hizasına getiriyorsunuz. Şimdilik seçenekler şunlar:
İslam, Hristiyan’lık, Yahudilik, Şiilik, Ateizm, Taliban ve Hizbullah.
İlerde bunlara diğerlerini de eklemeyi düşünüyorum. Malum, ibnelikten komünistliğe kadar, çok çeşitli yaşam tarzları mevcut. Aleti kullanmak çok kolay. Gözlüğü ve kulaklığı takıp, normal günlük etkinliklerinizi yaşıyorsunuz. Hangi seçeneği seçmişseniz, gözlük ve kulaklık size o seçenekle ilgili ses ve görüntüleri sağlıyor. Yalnız o seçeneği deneyimliyorsunuz…
Aleti nihayet tam kullanılır hale getirdim ve patenti için baş vurdum. Ve ilk defa dün kullandım… Malum ramazan ayına girdik. İslam’sal yaşamı deneyimlemenin uygun olacağını düşündüm ve seçenek düğmesini İslam’a çevirdim. Dozunu da iyice artırdım. Yani sofu bir Müslüman yaşamını deneyimlemeye karar verdim. Aleti bir gece önceden taktım ki sabah uyanır uyanmaz hemen İslam’ı yaşamaya başlayım..
Sabah saat dörtte ezan sesi ile uyanmışım… Yaw dedim demek Amerikada da ezan okunuyormuş… Daha önce hiç duymamıştım. Demek insan duymak istemeyince duymuyor. Benim uykum ağırdır. Yıldırım düşse uyanmam. Demek ki Amerika’da sabahları bangır bangır ezan okunuyor ki, beni uyandırdı.. Hemen yataktan kalktım. Daha ayaklarım yere değmeden ağzımdan bismillah lafı çıktı. Benden başka biri mi var diye etrafa bakındım. Eşim derin bir uykudaydı. Odada benden başkası yoktu. Kulağımda o sesle kalktım ve tuvalete yöneldim.
Malum her sabah tuvalet ihtiyacını gidermem gerekiyor. Tuvalet alafranga. Önce oturayım bari dedim ama, bir türlü oturamadım. İçimden bir dürtü alafranga tuvalete oturmamın doğru olmadığıni söyleyip duruyordu. Evde alaturka tuvalet olmadığını hatırladım. Ne yapabilirdim? Durum vahimdi. Evet, tek bir çare vardı. Tuvalete tünemek.. Tuvalete tünedim…
Büyük ve küçük abdestimi yaptım. Sonra tahrat almam gerekti. Önce tuvalet kağıdı aradım ve sağ tarafta buldum. Ama nedense ellerim tuvalet kağıdına uzanmadı. Yerde taş aramaya başladım. Bir yandan da Allah Allah diyordum. Bu evde neden hiç taş yok. Sonra su ile tahrat almanin daha uygun olacağını düşündüm ve tuvalette ibrik aramaya başladım.. Evde ibrik olmadığını hatırladım. Ne yapabilirdim? Büyük abdestimi daha yeni yapmış, tünediğim tuvaletten etrafa aptal aptal bakıyor, taş veya ibrik arıyordum. Her ikisini de bulamayınca son çare olarak hanımı uyandırmaya ve ondan bana su dolu bir tas getirmesini istemeye karar verdim. Hanım uyandı ve banyoya geldi. Beni tuvalete tünemiş histeri krizleri geçirerek bağırdığımi görünce şaşkına dondü. Bana acele bir tas su getirmesini istedim. Evde içme su sürahisinden başka tas olmadığını, onun da buzdolabında olduğunu söyledi.. Getir dedim. Nerdeyse bul ve getir. Ama içindeki su soğuk dedi. Sen getir hele şu suyu. Soğuk moğuk lafı mı olur dedim. Hanım buzdolabından soğuk su sürahisini getirdi ve ne yapacağımı seyretmeye başladı. Yüzündeki şaşkınlık ifadesi daha da derinleşmişti.. Çekil git dedim yaw.. Hiç mi tahrat alan birini görmedin? Çıktı gitti. Ben de buz gibi su ile kıvrana kıvrana tahrat aldım. Önce sağ elimle tahrat almaya çalıştım ama bir türlü beceremedim. Sağ elimi temizleyeceğim yere bir türlü uzatamadım. Sol elimle denedim. Hemen ulaştım ve titreye titreye soğuk pınar suyu ile tahrat aldım…
Lavobada ellerimi yıkadım ve birden abdest almaya başladığımı farkettim. Ellerimi ayaklarımı yıkadım ama ayaklarımla yere basmak beni rahatsız etmeye başladı. Hanıma seslendim ve ondan bana takunyalarımı getirmesini istedim. Ne takunyası dedi. Yaw dedim hanı şu nalınlar var ya.. Benimkileri getir. Herif dedi hanım, sen kafayı üşüttün galiba. Bizim evde hiç bir zaman takunya olmadı. Öyleyse dedim hemen bugün pazara git ve ikimiz için de takunya al.. Takunyasız yaşam olur mu yaw… dedim.. Ne pazarı dedi. Burada pazar kurulmuyor. Tankuyanın nerede satıldığını bilmiyorum. Hanımın bu umursamazlığına sinirlenmeye başlamıştım. İyi bir Müslüman gibi düşünmüyordu.
Ayak parmaklarımın ucuna basarak oturma odasına geçtim ve seccadeyi aramaya başladım. Bulamadım. Yine hanım diye bağırmaya başladım. Hanııııııımmmmm….. Nerde bu seccade? Ne seccadesi dedi hanım. Sanki hayatında ilk defa o lafı duyuyordu.. Ne olacak dedim. Namaz seccadesi.. Nerde?.. Bizim hiç bir zaman namaz kılacak bir seccademiz olmadı dedi. Senin namaz kıldığını ben hayatımda görmedim..
Çaresizlik içinde etrafa bakınırken, aşağıda odada bir ayı postu olduğunu hatırladım. Hanımdan hemen onu bana getirmesini istedim.. Getirdi.. Yere serdim ama, içim yine rahatsız.. Kıbleyi nasıl bulacaktım? Hanım dedim, şu pusulayı getirsene.. Ne pusulası dedi. Evde pusula yok. Peki ben şimdi kıbleyi nasıl bulacaktım? Sonra hemen aklıma geldi.. Arabada bir pusula vardı. Ama arabanın demirbaşı idi. Eve getirmek mümkün değildi. Hanıma arabaya gitmesini ve pusulanın gösterdiği kuzeyin ne tarafa olduğunu bana tarif etmesini istedim. Zor bela kıbleyi buldum ve namaza durdum…….
Evet.. Dün ben İslam’ı yaşadım.. İnsan isteyince herşeyi yaşıyor..
Recent Comments