ABD son 800 yıl içinde teknolojide büyük ilerlemeler kaydetmşti. Bu ilerlemelerin çogu son 500 yıl içinde gerçekleştirilmişti. İnsan ömrü uzatılmış ve ortalama ömür 1000 yılın üstüne çikarilmisti. Henüz kimse o kadar yaşamamıştı ama, 300-400 yaşlarına ulaşanlardan anlaşildığı kadarıyla, yaşlanma süreci son derece yavaşlatılmıştı. İnsan ömrünün tavanı henüz bilinmiyordu. Bu tavan sanki kaybolmuştu. Kimse insanların ne kadar yaşayacağını bilmiyordu. Bazılarına göre ortalama ömür bin yıl değil, 10 bin yıldı! Prezidentin kendi ebeveynleri hala sağdı ve babası 522 yaşinda, annesi ise 515 yaşinda idi. Babası 142 yaşinda iken yeniden baba olmuş ve 135 yaşindaki annesini hamile bırakmıştı.
O akşamki toplantı çok önemli idi. Dünya nufusu 700 milyara çikmis, açlık, sefalet ve hastalıklar had safhaya ulaşmıştı. Kutuplar erimiş, dünyadaki bütün kıyı şehirlerini su basmıştı. Florida eyaleti 10 metre su altında idi. Teksas da geniş ölçüde su altına girmişti. Amerika kıtası küçülmüştü. Bazı ülkelerde çöller ortaya çikmis, buğday, pirinç ve mısır üretimi çok düşmüştü. Açlık yaygın bir sorundu. Dünyadaki kaynakların önemli bir kısmı tüketilmiş, yeni kaynaklara olan gereksinim insanları dünya dışındaki gezegenlerde yerleşmeye zorlamıştı. Bunu başaran birkaç ileri ülke vardı. Diğerleri teknolojide geri kalmışlar ve ileri ülkelere bağımlı bir duruma düşmüşlerdi. Dünyada mevcut kaynakların çogunu kullanan bu geri ülkelerin dünya ekonomisine olan katkıları yok denecek kadar azdı.
ABD 500 yıl kadar önce diğer gezegenlerde kolonileşmeye büyük önem vermeye başlamış ve önce ay, daha sonra da Mars’da yaygın koloniler kurmuştu. Oralara yaşayanların bütün görevi ABD için ham madde üretmekti. Bu hammeddeleri dünyaya taşimak için özel uzay gemileri inşa edilmişti. Bu arada çesitli mineraller ve metaller de ABD’ki pazarlara ulaşiyordu. Ülkelerin çogu bu pazarlardan mal satın alamayacak kadar fakirleşmişlerdi.
Arada bir yeni virutik hastalıklar ortaya çikiyor ve geri ülkelerde milyonlarca insanın ölümüne neden oluyorlardı. 50 yıl önce aniden ortaya çikan ve doğası hala yeterince bilinmeyen bir virus, iki milyar insanın ölümüne neden olmuştu. ABD ve AB ülkeleri bu pandemiden sınırlarını kapatarak kurtulmuşlardı. O zamandan beri sınırlar açılmamıştı. ABD daha çok AB ülkeleri ve Ay ve Mars’daki kolonileri ile ticaret yapmayı yeğliyordu. Diğerleri, özellikle Müslüman ülkeleri ile alış verişi keseli 300 yıl olmuştu.
Diğer ülkelerde ortalama yaş önce biraz yükselmiş, sonra açlık ve fakirlin sonucu olarak hızla düşmüştü. O ülkede insanlar 20’nci yüzyıldaki yaşlarına bile ulaşamadan ölüyorlardi. Hiç biri ABD’de ortalama insan ömrünün bin yılın üstünde olduğunu bilmiyordu. Aslında bu ABD’nin korumaya çalistigi sırların en başta geleniydi. Aslında ABD halkı bile bu kadar uzun yaşayacakları hakkında yeterince aydınlatılmamışlardı. Hükümet en son aldığı kararda çocuk sahibi olmayı bir ayrıcalık yapmış ve ancak özel durumlarda ana-baba olmaya izin vermeye başlamıştı. Halka bunun nedenleri açıklanmamıştı. ABD nüfusu önce 500 milyona yükselmiş, sonra hızla düşerek 150 milyonda sabitleşmişti. Son 500 yıl nüfus değişmemişti. Hükümet bu nüfusun artmaması için mümkün olan her çareye baş vuruyordu.
Özel kabine o akşam bir araya geldi. Bu kabine hükümette görev yapan resmi kabineden çokfarkli idi. Üyelerinin kim olduğu bir devlet sırrıydı. Böyle bir kabinenin mevcut olduğundan kimsenin, seçimle gelen diğer kabinenin ve meclisin bile, haberi yoktu. Gizli kabine çesitli uzmanlardan oluşmuştu. Aralarıdan bir tıp doktoru, bir kimyager, iki fizikçi, iki gelişme biyoloğu, üç gen mühendisi ve 10 yüksek rutbeli general vardı. O akşamki toplantı için olağanüstü önlemler alınmış ve toplantının büyük bir gizlilik içinde geçmesi sağlanmıştı.
İlk sözü alan prezident, son gelişmeler karşisında ABD’nin nasıl bir tutum alması konusundaki görüşlerini açıkladı. Prezidente göre dünya hızla kaçınılmaz bir felaket doğru ilerliyordu. Dünya nüfusu inanılmaz boyutlara ulaşmış, açlık ve sefalet son derece yaygınlaşmıştı. Arada bir nereden çiktigi belli olmayan viruslar insanlar arasında büyük kayıplara neden oluyordu. Dünya bu kadar insanı bir arada barındıramazdı. Olacak iş değildi! Teknolojinin gelişmediği ülkelerde yaşayan insanlar, dünyanın başina gelen ve gelecek olan felaketlerden sorumlu gibi duruyorlardı. Bu ülkelerde teknolojinin gelişememesinin nedeninin, yüzlerce yıl önce teknolojik gelişmelerin şeffaflıklarını kaybetmiş olması olduğu gerçeğine değinmedi bile prezident. O sadece ABD’nin ve birkaç AB ülkesinin çikarlarinin nasıl korunacağını, bu krizden nasıl kurtulacaklarını düşünüyordu. Gizli kabine üyelerinden bazılarının bilmediği, yalnız kendisinin vakıf olduğu bazı ilginç gerçekler vardı. Onlara kısaca değinecekti….
Bu toplantıda Prezident sonunda ölümsüzlügün keşfedildiğini açıkladı. Dünyadan uzak Mars gezegenindeki bir laboratuvarda bu konu üzerinde çalisan bir grup bilim adam sonunda ölümsüzlügün sırlarına vakıf olmuştu. Bu laboratuvarı Mars’da kurmalarının nedeni, bu son derece hassas konunun diğer ülkeler tarafından bilinmesini önlemekti. Evet.. Sonunda Mars kolonisinde ölümsüzlük bulunmuştu.
O akşam Prezident ağzındaki baklayı çikardi. Bu büyük sır, birkaçı hariç diğer dünya ülkeleri ile paylaşilamazdı. Dünya nüfusunun 700 milyara yaklaştığı bir zamanda kazanılan bu başarı diğer dünya ülkeleri için bir anlam ifade etmiyordu. Hem zaten onların bu buluşlardan yararlanmaya ne hakları vardı! Özellikle İslam ülkeleri artan nüfusları ile dünya ekonomisi için parazitten başka bir şey değillerdi. Prezident dünya nüfusunun büyük kısmının ortadan kaldırılması için hemen harekete geçmeleri gerektiğini teklif ediyordu….
Bu konu ilk defa konuşulmuyordu. Son 50 yıldır arada bir gündeme geliyor ve her seferinde ihmal ediliyordu. Kimsede böylesine haince bir katliamı gerçekleştirecek yürek yoktu. Ama şu anda durum çok değişikti. Ölümsüzlük bulunmuştu. Bu sırrın diğer ülkeler tarafından paylaşilması, dünyanın ve ABD’nin sonu demekti. Madem öyle bir son söz konusu idi, öyleyse neden ABD kendi çikarlarini korumak için, daha doğrusu kendini savunmak için, diğer ülkeleri ortadan kaldırmayı düşünmesindi? Buna hakkı yok muydu?
Üyeler o akşam oybirliği ile Prezident’in teklifini kabul ettiler. En kısa ve uygun bir zamanda bu temizlik yapılacaktı. Amerika’nın bağımsızlığa kavuşmasının bininci yıl dönümü yaklaşiyordu. O gün, dünya ülkelerinin çogunu ortadan kaldırmak için uygun bir gün olarak seçildi.
Mars’da biyoteknoloji laboratuvarlarının yanı sıra, nükleer laboratuvarlar da kurulmuştu. Dünyada bu tür laboratuvarları kurmak mümkün değildi. Herşeyden önce eski ve antika anlaşmalara aykırı idi. Bu nükleer laboratuvarlarda yeni bir nükleer bomba geliştirilmişti. Aslında bu bomba pek yeni sayılmazdı. Bundan 800 yıl önce keşfedilmişti ama, uygulama alanı bulamamıştı. Nötronlarla ilgili güçleri devşiren bu bomba geride radyoaktivite bırakmıyordu. Etkili olduğu alanın oldukca kısıtlı olmasına karşin, kesin olarak o alan içinde canlı yaratık bırakmıyor, hemen tümünü yok ediyordu. İlginç olarak bina ve araçlara fazla zarar vermiyordu. Büyük bir hızla etrafa yayılan nötronlar, penetre oldukları canlıları acı çektirmeden anında öldürüyordu. Mars’da ABD yüzbin nötron bombası imal etmişti. Bunları bin özel roket dünyaya taşiyacaktı. Her roket 100 nötron bombasını çesitli hedeflere atma yeteneğine sahipti.
4 Temmuz, 2776 tarihinde, akşam saatleri yaklaşirken, Mars’dan bir gün önce öldürücü yükleri ile birlikte yola çikan roketler dünyaya ulaştı… ABD, bininci yılını havai fişekler ve görkemli şölenlerle kutlarken, nötron bombalarının saldırısına uğrayan dünyanın fakir ve her bakımdan geri kalmış ülkeleri, birkaç milisaniye içinde haritadan silindi. Aşağı yukarı 700 milyar insan, saysız kültür, dil ve gelenek, bir anda tümüyle yok edilmişti….
Geride kalan 500 milyon insan için ise, ölüm yoktu artık… Onlar dünyanın istedikleri yerinde, istedikleri koşullarda, istedikleri şekilde, istedikleri kadar yaşayabileceklerdi..
Recent Comments